Kendi blogunu oluştur ;)
info |
 
Eki
22
    
blue.sea-girl09 | 22 Ekim 2007 19:43 

EĞER BİR ELMAYI dünya kadar büyütebilmek mümkün olsaydı, bu büyüklükle orantılı olarak, elmayı oluşturan her bir atom, futbol topu büyüklüğüne gelecekti. İşte o zaman onlardan bir tanesini elimize alır, evirir çevirir ve atom hakkında merak ettiğimiz her şeyi öğrenebilirdik değil mi?.

Yo hayır! Bilimle uğraşmayı ne çok sevdiğinizi biliyoruz. Aranızda bir laboratuvar kurmayı düşleyenler olduğunun da farkındayız. Evinizde ya da okulunuzda bir fen laboratuvarı kurmak çok zor değil. Laboratuvar, merak, keşif, deney ve buluşun yaratıcılıkla buluştuğu bir dünya. Bu dünyada masalar, dolaplar, dolaplarda yüz bir çeşit malzeme: dünya modelleri, fenerler, mikroskoplar, büyüteçler, mercekler, göz modeli, kulak modeli, kablolar, ampermetreler, voltmetreler, elektrik motorları, ziller, duylar, ampuller, mıknatıslar, mumlar, farklı metaller, gaz ocakları, beherler, dereceli silindirler, balon şişeler, termometreler, alkol, naftalin ve diğer kimyasal maddeler, taşlar, duvarlarda mineral, fosil, böcek, kabuk koleksiyonları, bitki, hayvan resimleri, değişik konularda posterler, kitaplar, bir iskelet ve insan vücudu modeli olabilir.

Laboratuvarda bilimsel bilgiler araştırılır, incelenir ve gözlemlenir. Bu nedenle laboratuvarda bir konu hakkında araştırma yaparken, zihninizde canlandırmakla yetinmeyip deney de yapabilirsiniz. Yaşayarak, yaparak öğrendiğiniz için bilgileriniz kalıcı hale geçer. Laboratuvarda çalışırken el becerileriniz, problem çözme ve mantık yürütme becerileriniz, yaratıcılığınız gelişir. Edison, ilk laboratuvarını 10 yaşında ailesinin bodrum katında kurmuş. Annesinin aldığı bir fen kitabındaki kimya deneyleri ilgisini çekmiş. Harçlığını, yakındaki ezcaneden bir sürü kimyasal madde almak için harcamış. Aldığı maddelerle türlü deneyler yapmış.

Hazırlayacağınız laboratuvarda çeşitli köşelere yer verebilirsiniz. Örneğin, yaşam bilimleri köşesine canlıların, insan vücudunun ve organların modelleri, resimler, posterler, büyüteç, mikroskop, lam, lameller alabilirsiniz. Fizik bilimleri köşesi için bir teleskop sahibi olmak güzel bir düşünce! Ayrıca Güneş Sistemi modeli hazırlayabilir; elektrik, ışık, ısı,sesle ilgili deneyler yapmak için çeşitli malzemeler edinebilirsiniz. Basit, elektrik kabloları, ampuller, mumlar gibi kolayca edinilecek malzemeler yanında bir cismin elektrik yüklü olup olmadığını anlamaya yarayan elektroskop, bir cismin ağırlığını ölçmeye yarayan dinamometre gibi aletler de işe yarar. Kimyasal maddelerin bulunduğu bir dolap hazırlayabilirsiniz. Bu dolaba elementleri, bileşikleri anlamaya yarayan modeller, daha doğrusu, toplar ve çubuklar koyabilirsiniz. Bir de cam eşyalara gereksiniminiz var. Bunlar, deney yaparken kullanılan tüpler, geniş ağızlı beherler, altı balon üstü dar ağızlı balon şişeler, bu şişelerin tıpaları, delikli tıpalar ve iki şişeyi bağlamada kullanılan borular yerleştirebilirsiniz. Bir de ölçüm yapmanıza yaracak aletler gerekir. Sıcaklığı ölçmek için termometre, kütleyi ölçmek için eşit kollu ve duyarlı terazi, sıvıların hacimlerini ölçmek için dereceli silindir, ağırlığı ölçmek için dinamometre, asitliği ölçmek için pH kâğıdı, metallerin öz ısılarını ölçmek için kalorimetre işinize yarar.

Tüm bu aletleri kullanarak deney yapmak eğlencelidir. Ancak, laboratuvar gibi bir yer, kazaların olmasına da çok uygundur. Kazaları engellemek için uyulması gereken güvenlik kurallarına uymak gerekir. Özellikle kimyasallar ve gaz ocakların kullanıldığı deneylerde gözleri korumak için güvenlik gözlükleri takmanız, yine bu deneyler nedeniyle laboratuvarda mutlaka yangın söndürme aleti bulundurmanız, cam eşyaları, keskin aletleri çok dikkatli kullanmanız, elleri deney yaptıktan sonra yıkamanız, laboratuvar çalışmalarını öğretmeninizle gerçekleştiriyorsanız onun yönergelerine uymanız ilk akla gelenler... Bir laboratuvar kuracaksanız, güvenlik kurallarını da çok iyi öğrenmelisiniz.

Ancak, şunu da unutmamak gerekir. Bilimsel araştırma yapmak için mutlaka özel bir yere gereksinim yok. Dünyayı kocaman bir laboratuvar olarak düşünebilirsiniz. Bu laboratuvarda araştırılacak, keşfedilecek ve incelenecek ne çok şey var.

Bu kadar basit değil. Maalesef, dünya kadar büyük bir elmanın, futbol topu kadar büyük atomları bile, onlar hakkında yeterince bilgi edinmemiz için hâlâ daha çok küçüktür. Eğer atom çekirdeğini görmek istiyorsak, atomu futbol topu kadar değil de, bir futbol sahası kadar büyütmemiz gerekir. İşte o zaman çekirdek, ortada bir futbol topu kadar dururken onun 1000 metre kadar uzağında dönüp duran elektronlardan herhangi birisi ancak ancak bir bilye büyüklüğüne gelir.

Şimdi bu örneği en küçük atom olarak bilinen Hidrojen atomuna uygulayalım. Eğer Hidrojen atomunun çekirdeği bir futbol topu (artık elmadan hiç bahsetmiyorum, hayaline güvenenler onun büyüklüğünü aşağı yukarı tahmin edip, samanyolunda müsait herhangi bir yere koyabilirler) kadar büyürse, atomun kendisi 2000 metre çapında bir küre olarak karşımıza çıkar.

Eminim dikkatinizi çekmiştir, maddenin temel yapı taşı olarak bilinen atomun kendi yapısı mutlak yoğunlukta bir madde değil. Tam tersine çekirdek ve elektronlar arasındaki devasa alan, bildiğimiz mânâda hiçbir ‘madde’ barındırmamaktadır. Ve eğer bir atomu tamamen çekirdeği ile doldurmaya kalksak 1015 tane çekirdeğe ihtiyacımız olacaktır. Bu kısaca şu anlama geliyor:

Eğer, maddî varlığımızı oluşturan atomların parçacıkları arasındaki mesafeler kapatılacak olsa, bir insan şu anki boyutundan tam yüzbin kez küçülmüş olur. Bu bir iğnenin ucundan da küçük bir şey demektir. Yaklaşık olarak milimetrenin binde biri gibi mikroskobik bir şey. İsterseniz yeryüzünde yaşayan tüm insanların mutlak yoğunlukta madde olarak kapladıkları yeri de hesaplayabilirsiniz. Bunun için ortalama bir insanın ağırlığını (60 kg) atom çekirdeğinin yoğunluğu ile (1015g/cm3) çarpmanız yeterli olur. Ortaya çıkan miktar 1cm3 bile etmeyecektir.

Hiç boşluğu kalmamış tamamen çekirdekten oluşan bu kütlenin hacminin azalması elbette kütlesini değiştirmeyecektir. 1cm3 kadarı neredeyse bir milyar ton çeker.

“Eğer çevremizdeki her şey ve hatta insanlar bile büyük çoğunluğu boşluktan oluşan atomlardan ibaretse, gerçekte maddesel yapımız bu kadar az ise, neden kapalı kapılardan, duvarlardan çizgi roman kahramanları gibi geçip gidemiyoruz? Maddeleri katı ve sert yapan nedir?”

Aslında bu soruyu cevaplandırmak hiç de kolay değildir. Bu soruyu kuantum teorisinin ortaya koyduğu gerçeklerle düşündüğümüzde bu basit soruyu son derece karmaşık bir dizi cevaplar silsilesi karşılayabilir ancak.

Elektronların atom gibi küçük bir mekana sıkıştırılmaları olağanüstü büyüklükte bir hız kazanımına yol açar. Normal bir elektron, atom içinde saniyede yaklaşık 1000 km gibi bir hızla hareket eder. Bu olağanüstü hız sonunda, atom katı ve sert bir kütle görünümüne bürünür. Bunu eski model uçakların pervanelerinin, hızla dönerken yuvarlak ve tam bir katı yüzeymiş gibi görünmesine benzetebiliriz.

•••

Elektronların hiç bir parçacığın yapamayacağı şekilde, iki deliği olan bir engelden, ikisinden de aynı anda geçebilmesi gibi özellikler ilim adamlarını şaşırtmakta ışın-dalga özelliğinden de öte metafizik konuları gündeme getirmektedir. Elektron gibi atom altı taneciklerin ışın-dalga özellikleri değil, tanecik yapıları da madde anlayışıyla tamamıyla çelişen bir durum ortaya koymaktadır. Elektronların tanecik yapısına bakarak tanecik yapının katı madde özelliği olduğunu zannetmiyelim. Kuantum mekaniğinin bulgularına göre aslında parçacık denen şey de, dinamik bir etki, ya da hareketten ibaret kalan bir şey. Parçacıklar enerjiden oluşturulabildikleri gibi, tamamen enerjiye de çevrilebiliyor. Yani kısaca söylersek yaşadığımız dünyada “temel parçacık”, “maddî öz” ya da “yalıtılmış nesne” gibi klâsik kavramlar artık bir tarafa bırakılıyor.

Ne varki madde anlayışımızdaki bu değişiklikler gördüklerimizin ve nesnelerin bir hayâldan ibaret olduğu anlamına da gelmez. Ortaya çıkan gerçek, zannedildiğinin aksine madde taneciklerinin kendilerinin sabit hakikatlarının bulunmadığı, bağımsız bir öz olmadığıdır. Arkada hükmeden “Kudrete” “etki mekanizması” adını takmak da problemi çözmemektedir. Madde ve hatta enerji ve mânâ diye görünen ve yansıyan ne varsa, ona ne ad verirsek verelim, Yok’u var eden bir Yaratıcının İlahî isimlerinin tecellisinden başkası olmamaktadır.

Konuyu anlamamıza yardımcı olması bakımından şöyle bir misal verebiliriz:

Bir gölge oyununu düşünün, ışık kaynağının bir miktar uzağında bulunan perdede, seyircilerin gördüğü, ‘asıl’ değildir. Asıl olan ya perdenin arkasında ya da ışık kaynağının önünde duran başka bir cisimdir. Görünen, o cismin kendisinin ve hareketlerinin yansımasıdır. Eğer gölge oyununun mantığını bilmiyorsak, perdede görünenin asıl olduğuna hükmedebiliriz. Oysa perdedeki yansıma ‘var’ olmakla birlikte, varlığı kendinden ve gerçek bir varlık değildir. Bu misalde olduğu gibi madde de, ‘var’ olmakla birlikte varlığı ve ‘var kalabilmesi’ kendinden değildir.

•••

Yeni çağın bilimlerinden Kuantum fiziği, atomaltı dünyaya inerek, oradaki gerçek durumu, içinde yaşadığımız kâinatı oluşturan zerrelerin dünyasının bildiğimiz dünyadan çok farklı olduğunu keşfetti. Buna göre birbirinden ayrı ve farklı duran elektron gibi atom parçacıkları, aslında birbiriyle alâkalı ve bağlı; bölünmez dinamik bir bütünlük içinde bulunuyordu. Atom tanecikleri birbirinden çok uzak olsalar da sebep-sonuç zinciri olmaksızın birbirine bağlıdıydılar. Örneğin, elektron en-boy-derinlik gibi hiç bir ölçümlemeğe gelmeyen bildiğimiz objelere benzemeyen bir tavır sergiliyordu. Yani elektronu, çekirdeğin etrafında dolaşan minicik bir küre gibi düşünmüyoruz artık. Bunlar aslında maddeyle bağdaşmayan bir takım özellikler... Elektronun hem ‘dalga’ hem de ‘tanecik’ özelliği göstermesi bir takım garip sırlara da anahtar olmaya başladı. Evet elektronun dalga özelliği sergilediğinden şüphe yok.. Elektronu kapalı bir televizyon ekranına yöneltirseniz küçük ışık noktası elde edersiniz. Bu onun parçacık özelliğindendir. Aynı zamanda enerji bulutu şeklinde uzayda dağılan bir dalga gibi de davranır.

Elektronların “dalga yapısının” gündeme getirdiği bir konu daha var: Mademki atomu meydana getiren tanecikler dalga özelliği gösteriyorlar. Onların oluşturduğu makro sistemlerin ve topyekün cisimlerin ‘özel şartlarda’ kendilerini meydana getiren elektronlar gibi ‘dalga’ yahut ‘ışın yapısı’, sergileyip sergilemeyeceğidir. Bu soru bizi çok ilginç neticelere götürüyor: “eşyanın görünmez olması” “zaman ve mekanda yolculuk” ve “ışınlanma” gibi konuları bilimin gündemine sokmaktadır. Nitekim yoğun manyetik ortamlar gibi bazı özel şartlarda söz konusu durumların işaretleri elde edilmiştir.

•••

Newton fiziği, maddenin katı ve sert olduğu gerçeğinden yola çıkıyordu. Bu ilk bakışta da son bakışta da doğru gözüküyordu elbette. Dokunduğumuz herşey, duvarlar, ağaçlar, eşyalar.. Herşey maddenin katı ve sert halini gösteriyordu. Oysa göz değil de bir elekton mikroskopuyla baktığımızda orada gördüğümüz şey, %99 boşluk %1 ışıktan ibaretti.

Küçücük bir ışık kaynağını karanlık bir odada hızla çevirsek, ışıktan bir çember oluştururuz. Bu ışık kaynağına ikincisini, üçüncüsünü hatta bir dördüncüsünü ilave edip bunları ışıktan küreler oluşturacak şekilde hareket ettirsek uzaktan bakan birisi karanlık içinde ışıktan bir çember değil bir küre görecektir. Bu kürelerin sayısını artıracak olursak ta, üç boyutlu bir madde modeli oluşturmuş oluruz. İşte kuantum fiziğine göre yaşadığımız kâinattaki madde, kabaca bu örnekteki gibidir. Kısaca, madde, bilardo topları gibi katı taneciklerin bir araya gelmesinden oluşmamaktadır.

Gözlerimizin gördüğü herşey, ağaçlar, kuşlar, bulutlar, çiçekler, başka insanlar.. Var’lıklarını maddenin—bizim muhatap olduğumuz—katı gerçekliğinden almadığına göre, onları yok’tan Var Eden’in, ve her ân hareket halinde tutan Yaratıcı’nın kudretinden ve isimlerinden alırlar.

Kısaca varlık, yoktan var edilmiş olmakla birlikte, her an varedilmeye devam etmektedir.

 


Üye değilseniz ücretsiz üye olabilirsiniz !
Kullanıcı :
Şifre :
 

Buzlu Buzul

Buzulun en dipte kalan kısımları erirken geri kalanı niye erimez?

 

Fahrenhayt 451

François Truffaut’un ünlü filmi Fahrenhayt 451, adını ilginç bir durumdan almaktadır.Bu derecede, üstü kapalı olmayan, kağıttan yapılmış bir tencerenin içinde kağıdı yakmadan su kaynatılabilir.Böyle bir şey nasıl oluyor dersiniz?

Geçen Ayki Bilmecelerin Cevabı:

Buzlu Buzul:
Normal hava koşulları altında buz 0 C0 de erir.Ancak buzun üzerindeki basınç artarsa daha düşük sıcaklıklarda da eriyebilir.Bir buzulun alt kısmında üstteki buzun ağırlığının yarattığı kayda değer bir basınç vardır.Sonuç olarak alt taraftaki buz kolayca erir.Böyle olmasaydı, buz miktarının birikerek sürekli artışı buzulların kendi ağırlıkları altında göçmelerine neden olurdu.

Fahrenhayt 451
451F0(yaklaşık 232C0)kağıdın tutuşma derecesidir.Yani bir kağıt parçası, yanması için bu dereceye kadar ısıtılmalıdır.Bu sıcaklık, normal hava basıncında suyun kaynama noktasından (212 F0) çok daha yüksektir.Suyun özgül ısısı da çok yüksek olduğundan, ince ama sert kağıttan yapılmış üstü açık bir kapta, kabı yakmadan rahatlıkla su kaynatılabilir.Kağıdın ince olması, ısının çabuk bir şekilde iletilmesini sağlar.

 

Bu ayki bilmece:
Mum Alevi:

Elinizde yanan bir mumla veya kibrit çöpüyle yürümeye başladığınızda alevin geriye doğru eğildiğini fark edersiniz.Peki ya mumu bir kutu içinde taşıyor olsaydınız alevi ne tarafa doğru eğilecekti?

Keşifler ve icatlar:

MS 368  Hastane

Hıristiyanların buluşu olup, idaresinde keşişler yer almıştır, yoksulları iyileştirmenin yanı sıra cüzamlıları soyutlamaya da yönelik olan bir yerdir.

MS 900 Nal,Üzengi

Biri at,diğeri binici içindir.
 
Yel değirmenleri ve su değirmenleri   ile yaklaşık 1000 yılında Avrupa tanıştı.Su değüirmenleri , yedi yüz yılı aşkın bir zaman, fabrikaları harekete geçiren güç olmuştur.Madeni paralar bile su enerjisi sayesinde üretilmiştir.

MS 1240 Arap rakamları Romen rakamlarının yerini alır.

MS 1350 uçurtma, kültürümüze girer.

MS 1450 Ayna , sırla kaplı olup, camdan yapılmıştır.

 

 

 KEŞİF - İCAT


MÖ 3000 Zamanın bölünmesi Sümerler (Asya Halkı), gündüz ve geceyi, toplamı yirmi dört saat olan on iki döneme bölmüşlerdir.

MÖ 2780 Takvim 365 günlük olup Mısırlı rahiplerce hazırlanmıştır.

MÖ 800 Testere, mala, rende, çekül

MÖ 600 Elektrik Çok sayıda teoremin yaratıcısı olan matematikçi Thales, oğuşturulmuş amberin küçük parçacıkları çektiğini gözlemler:O halde burada, amberin Yunan  dilindeki karşılığı olan elektron adını verdiği bir akışkanın varlığı söz konusudur.

MÖ 400 Atom Yunanlı filozof Demokritos, bütün canlı varlıklarla onların çevresinde yer alan nesnelerin atom denilen aynı taneciklerden oluştuğunu düşünür.

MÖ 300 Güneş saati Yunanlılar tarafından bulunmuştur.

MÖ 300 Su Kemeri  Çok sağlam kanalizasyon bilgileri ve meydana getirdikleri yapıların niteliği sayesinde,  Romalılar günlük suyu şehirlere, hamamlara, lağımlara getirdiler.

MÖ 250 Güneş ışığı yansıtıcısı, Arkhimedes Burgusu,  Arkhimedes bulmuştur.

MÖ 150 Emmebasma tulumba,Ktesibios’undur.

MÖ 280 İskenderiye Feneri Beyaz mermerden yapılmış ve odun ateşiyle ışıklandırılmış olup, dünyanın yedi harikasından biridir.

 

5. sınıfların ders etkinlikleri ( En güçlü kim adlı tiyatro oyunu)

 

 

 

10 tilki, 8 kedi, 20 tavuk ne yapar?
Gürültü

Bozuldugu halde tamir edilmeyen sey nedir?
Hava

Kahramanmaras'a nicin kahraman ünvani verilmistir?
Sanlýurfa'yi kiskandigi icin

Su yutmus topraga ne denir?
Camur

Hangi kalemle yazi yazilmaz?
Kontrol kalemiyle

Hangi tasla su icilmez?
Kafatasiyla

Ayakta yetisen bitki nedir?
Mantar

Ceke ceke biter.
Sigara

Kutuplara giden zenci ne olur?
Donar

Yeter Cektigim!
Fotograf makinasi

Gece gündüz yufka acar!
Deniz

Sehirden sehire kosarýi, köyden köye giderim fakat hic hareket etmem.
Yol

Agzi vardir konusmaz, yatagýi vardir, fakat hic uyumaz.
Akarsu

Ben iki hasretlinin arasinda dururum. Onlari konustururum.
Telefon

Yeþil mantolu, kirmýzi entarili, siyah dügmeli.
Karpuz

Denizler gercekte mavi boya olsaydi ne olurdu?
Mavi boya sudan ucuz olurdu

Egri oturalým, dogru konusalim.
Deve

Yerin altýnda kirmýzi minare
Havuc

Uzaktan baktým hic yok yakýndan baktim pek çok
Karýnca

Ýstanbul da süt pisti kokusu buraya düs
Mektup

Acarsam dünya olur yakarsam kül olur
Harita

Dört ayaklý ayý üstünde kabadayi
Sandalye

Adamýn biri baltasi ile ormana gidiyormus. Derin bir cukura düss. Orada üc gün, üc gece kalmis, Orada ne yemis?
Bal yemis (Bal-tasi)

Adamýn biri 13. kattan düss, ölmemis. Nicin?.
Öldürmeyen Allah öldürmez.

Temel her þimþek çaktýðýnda saçýný, baþýný düzeltiyormuþ. Niçin?
Fotoðrafýnýn çekildiðini sanýyormuþ.

Bir gün filin birine araba carpmis. Fili hastaneye kaldirmislar. Arkadasi sinek de yanýnda gitmis. Nicin?
Kan vermek icin

Carýgi cattým bacaya attým.
Terazi

Yedi delikli tokmak bunu bilmeyen ahmak.
Bas

Uzaktan baktým bir karatas yanina gittim dört ayak bir baþ.
Kaplumbaga

Yesil mantolu, Kirmizi elbiseli, Siyah dügmeli.
Karpuz

Et dedim met dedim git suraya yat dedim.
Süpürge

Altý göl üstü gül.
Gaz lambasý

Yer altinda yaglí kayis.
Yilan

Zilim var, kapim yok.
Telefon

Basimda sac yok, içimde tat cok.
Kabak

Disim var agzim yok.
Tarak

icimde akrep var, zarar vermeden turlar.
Saat

Etlice, metlice ortasi tatlica?
Karpuz

Hangi on tatlidír?
Bal-on

Geldi mi gelir, gitti mi gelmez?
Genclik

Büyük baca kücük bacaya ne demis?
Büyüklerin yaninda sigara icmeye utanmiyor musun?

Hangi macun yenir?
Lamacun

Allah yapar yapýsýný. Bicak acar kapisíní.
Karpuz

Alcacýk boylari. Kadife donlu.
Patlican


ercan bayram .11-02-2004
Mükemmel.İnsanoğlu bilinmez bir yöne doğru Nasıl buluş yaparım? Nereden yeni düşünce bulurum? Neler buluş sayılır? Buluşçuluk dünyasına yeni adım atmış birinin aklına bunlar gibi pek çok soru gelebilir. İşte, buluş yapmak isteyenler için bir rehber...

Buluş Nedir?

Buluş, yeni bir düşünce, yöntem ya da aygıt üretmektir. Yeni bir  düşünceyle bir probleme çözüm bulunabilir ya da eskisi geliştirilebilir. Her buluş düşünmekle başlar. Herkesin bir düşüncesi vardır. Bunun anlamı, sizin de bir buluşçu olabileceğiniz. Her insan biraz buluşçudur gerçekte. Bir buluş yapmanın ilk adımı bir problem bulmak. Buluş yapmak için bir düşünceye gereksinimimiz var. Yeni bir düşünceye! Ama düşünceler gökten elma gibi düşmez. O zaman bir düşünce geliştirmek için belirli bir yöntem izlemek gerekir. Buluş yapmanın ikinci adımıysa, probleme çözüm yolları bulmaktır. Buluş yapmak için işe koyulduğunuzda bir problem bulmak zordur. Bir düşünce yakalamak... Ancak, yakaladıktan sonra  bu düşünceyi geliştirmek daha kolaydır.

Bir problem düşünün. Çözümü, yaşamınızı kolaylaştıracak ve sizin buluşunuz olacak! Problemi ararken çevrenize bakının, dinleyin, beyin fırtınası yapın.

Buluşçular İçin Önemli İpuçları

•Başarısızlıktan Korkmayın!
Nobel Ödülü kazanan fizikçi Richard Feynman, başarısızlıkla sonuçlanan deneylerinin bir gün onu başarıya götüreceğini bildiğini söyler. Bell laboratuvarlarında da başarısızlık, yeni bir bilim dalının doğmasıyla sonuçlanır. Burada çalışan bilim adamları bir transistör yapmak isterler. Transistör, elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan bir aygıttır. Ancak bu işle uğraşırken, yapmayı istedikleri transistörün yerine daha değişik bir transistör yaparlar. Bu buluşun sonucunda “yarıiletken fiziği” bir bilim dalı olarak ortaya çıkar. Gelişmeler, yeni transistörün elektrik devreleriyle birleştirilip kullanılmasıyla devam eder. Sonuçta, yarıiletken fiziği sayesinde bilgisayarlar ve elektronik aygıtlarda çok önemli buluşlar yapılır.

•Gerçeği Görmek İçin Parçaları Birleştirin! Çevremizde gördüğümüz birbiriyle ilgisiz gibi görünen nesneler, bir bütünü oluşturabilir. Kimi zaman bir rastlantı, farklı bilgi parçalarını birleştirip bütünü görmemize yardımcı olabilir. Önemli olan, varolan şeylerle yeni bileşimler oluşturmaktır. Zaten yaratıcılık da bu değil mi? Newton’un başına gelenleri düşünün. Öyküyü bilirsiniz. Ağacın altında otururken Newton’un başına bir elma düşer. Başına düşen elmanın onda yarattığı etkiyle düşünmeye başlayan Newton, birden gökyüzündeki Ay’ı fark eder. Elmayı düşüren kuvvet neden Ay’ı düşürmez? Newton, elmanın düşmesini ve Ay’ın Dünya’nın yörüngesinde hareket etmesini sağlayan yasaların aynı olduğunu bulur. Bu buluş, mekanik yasalarının gelişmesini, matematiksel çözümlemelerin kurulmasını sağlar. Bundan başka, mühendislikle ilgili temel buluşların ortaya çıkmasına öncülük eder.

•Gözünüzü Dört Açın!
Bazen insanlar gözlerinin önündekini fark edemezler. Bunun en güzel örneği, teleskop ve mikroskopun bulunması. Gözlüğün bulunmasından çok sonra, 1608 yılında bir gözlük yapımcısı olan Hans Lipperhey, yeni bir alet yapar. Lipperhey’in bu aleti yaptığı tarih, Galileo’nun Satürn’ün halkalarını ve Jüpiter’in dört uydusunu teleskopundan gözleyişinden önceye denk gelir. Bir borunun iki ucuna, birer büyütücü mercek yerleştirir. Bu şekilde uzaktaki cisimler daha ayrıntılı görülebilir. Bu alet, bir teleskoptur. Teleskop sayesinde gökbilim kısa sürede gelişir ve gökyüzüyle ilgili birçok bilgi de su yüzüne çıkar.

•Farklı Konular Arasındaki İlişkileri Araştırın!
Elektrik ve manyetizma arasındaki ilişki ilk kez 1820 yılında bulunur. Hem de Hans Oersted adlı bir  biliminsanının, elektrik ve manyetizmanın birbirinden farklı konular olduğunu gösteren bir deney yaptığı sırada! Ama bu kez deneyde, onun düşündüğünün tam tersi bir sonuç ortaya çıkar. Elektrik akımı manyetik alan oluşturur. Bu deney, bir fizikçi olan Maxwell’e esin kaynağı olur. Bunun üzerine çalışmaya başlar. Newton’un daha önceden bulmuş olduğu elektrik-manyetizma ilişkisi üzerine araştırmalarını sürdürür. Oersted’in deneyiyle başlayan ve değişik araştırmacıların gerçekleştirdikleri çalışmalar elektrik ve elektronik alanlarında yeni buluşlarla sonuçlanır.

•Birçok Buluş, Yaşamı Kolaylaştırmak İçin Bulunmuştur, Hatırlayın!
Elektronik alanındaki ürünlerin kullanımıyla ilgili olarak yapılan bir çalışmanın sonucunda, yeni ürünlerin bulunmasında tüketicilerin rolünün % 70 olduğu ortaya çıkar. Çünkü, tüketiciler piyasada gereksinimlerini karşılayacak ürünleri bulamayıp, bunları kendi kendilerine yapmaya çalışırlar. Gerçekten de çok sayıda buluş gereksinimlerimizden dolayı, yaşamımızı daha kolaylaştırmak amacıyla yapılmıştır.

•Basit Sorular, Yaşamı Kolaylaştıran Buluşlara Dönüşebilir. Bu Soruları Hafife Almayın!
Fotoğrafçılıkla uğraşan Edward Land, ailesiyle gezintiye çıktığında kızı ona, çekilen fotoğrafları görmek için neden beklemek gerektiğini sorar. Bu güzel soru babayı düşündürür. Çekilen fotoğrafların anında görülebileceği bir makine yapmak için kolları sıvar ve laboratuvarında çalışmaya başlar. Bir süre sonra polaroid fotoğraf makinesini bulur. Öte yandan ünlü bir fotoğraf makinesi firması da bunu yapabilecek güçtedir. Ama yetkililer insanlar için fotoğrafları hemen görmenin önemli olmadığını düşünmüş olduklarından, böyle bir makine geliştirme konusunda çalışmamışlardır. Bu yüzden, firma yeni makineyi üretme hakkını almak için milyonlarca dolar ödemek zorunda kalır.

•Kimi Zaman Yanlış Anlamalar Bile Sizi Bir Buluşa Götürebilir, Unutmayın!
Telefonun bir yanlış anlama sonucu ortaya çıktığını biliyor muydunuz? Bell, Almanca yazılan bir röportajı gözden geçirirken, telefonun bildiğimiz işlevini gören bir aygıttan söz edildiğini okur. Bu, ona esin kaynağı olur ve bu aygıtı yapmak için çalışmaya başlar. Daha sonra buluşunun tanıtımı konusunda çalışırken, ona esin veren yazıda gerçekte farklı bir buluştan söz edildiğini anlar. Bell’in Almancası pek parlak değildir. Ancak, Almancasının iyi olmaması nedeniyle yazıyı yanlış anlaması, büyük bir bir buluşla sonuçlanır.

•Düşüncelerinizi Paylaşın!
Laboratuvarlarda kullanılan gaz lambasının buluşçusu kimyacı Bunsen, bir kimyasal maddenin içeriğini öğrenmeye yarayan bir teknik bulur. Kimyasal maddelere gaz alevi tutarak aldıkları renge bakmak yeterlidir. Bu tekniği fizikçi bir arkadaşına anlatır. Arkadaşı prizma kullanırsa tüm renk demetini (renk tayfı) görebileceğini söyler. Öneri geliştirilerek renk demetini bir ekran üzerinde gösteren aygıt yapılır ve bu aygıtla yıldızlarla ilgili yeni bilgiler elde edilir.

•Problemlere Birden Fazla Çözüm Arayın!
Bir fizikçi elektron mikroskopunun nasıl bulunduğunu araştırır. Araştırmanın sonunda bu buluşun üç ayrı teknikle yapılabileceğini fark eder. Bu tekniklerden biriyle buluşun patentinin alındığını görür. Gerçekte kendi bulduğu teknik daha iyidir. Bu teknikle elektron mikroskopu yaparak yeni bir patent alır.

•Basit Bir Düşünce Karmaşık Bir Buluşa Dönüşebilir. Cesaret!
Televizyon düşüncesi ABD’de yaşayan Philo Farnsworth’ün aklına, bir tepeden kasabayı izlerken geliverir. Sürülmüş tarlalardaki çizgileri fark eder. Çukur yerler karanlık görünmektedir. Televizyonda da görüntü, cismin karanlık ve aydınlık noktalarını içeren bilginin fotoelektrik hücrelerinden geçmesiyle oluşur. Bunu keşfettiğinde, Philo 14 yaşındadır. Bir yıl sonra buluşunu okulundaki bilimsel proje yarışmasında sunar. 21 yaşındayken, çalışan ilk televizyonu yapar.

•Çılgın Çözümleri de Deneyin!
Einstein görelilik kuramıyla ilgili olarak çalışmaya başlarken, cisimlerin ışık hızıyla hareket edebileceği gibi çılgın bir düşünceden yola çıkar. Kendisine, buluşunu geliştirmesini sağlayan en önemli şeyin ne olduğunu sorduklarında şöyle der: "Problemi nasıl çözeceğimi bulmak". Kimi zaman çözüm çılgınca gelebilir ve her düşünceyi denemek gereklidir. Bir devlet başkanı bulunabilecek her şeyin bulunduğunu, geriye başka şeyin kalmadığını söylemiş. Tekerlek, takvim, kaldıraç, baskı makineleri, teleskop, hesap makinesi, mikroskop, buharlı gemi, fotoğraf makinesi, çengelli iğne, telefon, ampul, televizyon, bilgisayar, lazer, roket, uydu, tükenmez kalem! Günümüzde verdiği rahatlığa alıştığımız basit ya da karmaşık daha birçok buluş. Genç buluşçular naneli dişçi eldivenleri, sırta masaj yapan sandalyeler, müzikli klozetler yapıyor. Daha başka hangi buluş yapılabilir ki diye düşünüyor insan. Ancak, hala kimsenin göremediğini gören, kimsenin düşünemediğini düşünen ve kimsenin cesaret edemediğini cesaretle yapabilen insanlar var. İşte bunlar gerçek buluşçular...

•Biliminsanlarının, Buluşçuların Yaşam Öykülerini Okumak Yararlı Olabilir.
Bu öykülerde Newton gibi okul yaşamında başarılı öğrencilerle karşılabileceğiniz gibi, Einstein gibi okul yaşamında başarısız ama büyük buluşçulara rastlayabilirsiniz. Okuldaki başarınız buluş yapmanızı etkilemez, ama buluş yapmaya karar verdiyseniz, o konuyu iyi öğrenmeniz gerekir. Öyküler dışında buluşlar tarihini okumak, dünyadaki son buluşları izlemek, aklınıza yeni bir düşünce getirebilir. İnternet’ten buluş müzelerine de girebilirsiniz. İlgilendiğiniz belirli bir konu varsa o konuda araştırma yapmak da diğer bir yöntem olabilir. Çünkü çoğu zaman yeni düşünceler gökten elma gibi düşmez. Sizin de elma ağaçlarını sallamanız gerekebilir. Bu nedenle buluşunuzu ilgilendiğiniz konuda seçmek, işleri kolaylaştırır. Gökbilimle ilgileniyorsanız yeni bir teleskop üzerinde düşünebilir, en sevdiğiniz uğraş müzikse yeni bir müzik aleti bulabilirsiniz. Yok ben spora meraklıyım diyorsanız, yeni bir spor bulun ya da yeni bir spor aleti. Mekanikle ilgiliyseniz basit makinelerden yola çıkarak neler neler yapabilirsiniz! Doğayı seviyorsanız, doğadaki canlıları koruyacak bir yöntem bulabilirsiniz. Unutmayın buluşunuzun mutlaka bir alet olması gerekmez. En sevdiğiniz ders resimse, belki de yeni bir boyama tekniği sizi bekliyor olabilir bir ağaçta. Düşmesini beklemeyin. Bilgi toplayın, beyin fırtınası yapın ve çalışın. Yeni bir düşünce, yeni bir buluş!

•Yeni Bir Düşünce İçin Düşlerin de Önemli Olduğunu Unutmayın!
Buluşların amacı yaşamı kolaylaştırmaktır, ama diğer yandan birçok buluş insanların düşlerinin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yaratıcılığınızı kullanın. Nasıl mı? Kimi zaman yaratıcılık, düşlerin peşinden kendiliğinden gelir. O zaman gerçekten şanslısınız. Ama kimi zaman da düşleri çağırmak, bilgileri kullanmak, beyin fırtınası yapmak ve ortaya çıkanlarla yeni düşler kurmak gerekir. Bu durumda yine şanslısınız. Çünkü istediğiniz kadar düş kurabilirsiniz. Hatta yardım alıp, diğer insanların yaratıcı düşüncelerinden de yararlanabilirsiniz. Beyin fırtınası yapmak, bilgi toplamak, en önemlisi düş kurmak da kimi zaman zordur, denemeler yapmak gerekir.

•Buluş Yapmaya Hazır Olun!
Pasteur, gözlem alanında, şansın ancak hazır beyinlere güldüğünü söyler. Bunun anlamı şudur: Merak ettiğiniz bir konuyu öğreniyor, inceliyor ve sorular soruyorsanız, o konuda bir şeyler bulma şansınız yüksektir. Gerçekten de Newton yerçekimini, anlamaya hazır olduğu, bu konuda bilgisi olduğu için keşfetti. O zaman tüm ilköğretim çağındaki çocuklar çok şanslı! Çünkü, onlar her türlü temel bilgiyi öğreniyorlar. Aile, okul ve toplum yaşamını, ülkemizin ve dünyanın coğrafyasını, tarihini, yeryüzünü oluşturan su, hava, toprağı ve yapılarını, deprem ve yanardağları, bakterilerden memelilere canlıları, insan vücudunu, sistemleri, organları ve temel yapı hücreyi, DNA’yı ve evrimi, canlıların birbirleriyle ve çevreyle ilişkilerini, atom,  element ve bileşikleri, enerjiyi, ses, ışık, ısı ve elektriği, kuvvet, güç ve diğer mekanik konularını. Kısaca çevresinde neler olup bittiğini merak eden bir çocuğun sorularının birçok yanıtını! Newton da işe böyle başlamış. Çocukluğunda uçurtmalar uçurup güneş saatleri yaparken merakla ne, neden, nasıl, nerede, kim sorularını sormuş, yanıtlarını aramış, gözlemler ve incelemeler yapmış, çok çalışmış. Biliminsanlarının öykülerini okursanız, bir özelliklerinin de yılmadan çalışmak olduğunu görürsünüz.

•Nesneler Üzerinde Düşünün!
Örneğin bir elma! Elma yerken ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Elmanın kabuğu nasıl daha kolay soyulabilir? Ya da elmayı elma suyu olarak seviyorsanız, suyunu çıkarmak için ne gibi yeni yöntemler geliştirilebilir? Elmadan başka nasıl yararlanılabilir? Elmanın atıkları nasıl değerlendirilebilir? Elma deyip geçmeyin, elinize tek bir elma ya da herhangi bir nesne alarak bile birçok yeni buluş ortaya çıkarabilirsiniz. Bu hem bu kadar basit, hem de zor ve karışık. Ama zor ve karışık yanından korkmayın. Sizlerin elmaları buluşlara dönüştürecek güçte olduğunuzu biliyoruz. En iyisi tüm bunları yaparken işin zevkine varın ve olabildiğince eğlenin.

yuvarlanıp gitse de ALLAH hakimiyetini mütama diyen ilan ediyor.İnşallah insan lar ilerleyen yıllarda mikroalem in sırlarına erişip,ALLAHLA bire bir irtibat içinde olma bahtiyarlı ğına ererler.


 Makale Hakkında  

Yazar : Prof. Dr. Osman Çakmak

Dergi ;


Sayı: 325
Ocak - 2004




 Anlık Seçim  

Bilmeceler

 Günün Fırsatı